Fustat’ta Bulunan 9. Yüzyıl Abbasi Devri Halıları

Halı sanatı daima Türklere bağlı olarak, on'ların oturduğu bölgelerde gelişmiştir. Düğüm tekniği Abbasiler (Samerra) Devrinde Orta Asya'dan batıya getirilmiş ve bundan sonra Selçuklu Türkleri' nin hâkimiyeti ile önce İslam dünyasına ve daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.

Bununla beraber, Büyük Selçuklular devrinden hiçbir halı kalmamıştır. Anadolu Selçukluları'nın merkezi Konya'da bulunan bir grup halı "Konya Halıları" adı ile bu devirden kalan eserleri temsil eder. Bu halılar daha sonraki halı sanatının gelişmesinde elde tutulabilir ilk örnekleri meydana getirir.

Abbasi'lerin merkezi Samerra' nın (m. 838-883) Türk muhafız birlikleri için kurulmuş bir şehir olduğunu düşünürsek, 9. yüzyıl erken Abbasi Devri halı sanatı ile kolayca bağlantı kurabiliriz. Tek argaca düğüm ile iki halı parça'sı Lamm tarafından Fustat' ta bulunmuş ve yayınlanmıştır. Her iki parça tek argaçlar üzerine sıralanmış kısa yün ipliklerle Doğu Türkistan''da bulunan halı parçalarının tekniklerini andırmaktadır. Bundan başka, baklavalardan meydana gelen geometrik kompozisyonları da tamamıyla Türk halılarındaki örneklere uygundur.

Lamm tarafından Fustat' ta (eski Kahire) ele geçirilip Stockholm müzelerine mal edilen bu iki küçük parça halı, Samerra üslubu için karakteristiktir. Bunlardan biri kızıl kahverengi zemin üzerine, koyu mavi, yeşil ve devetüyü renklerden meydana gelen, kaydırılmış ekse' ne göre sıralanmış iç içe iki altıgen yıldızlardan bir örnek gösteriyor. Zeminle arasında sınır bulunmayan geniş bordur büyük baklavaları çevreleyen küçük baklavalardan ibaret olup, üç şerit halinde dar bir dış bordürle kavranmıştır. Bu parça halı 29 x 32 cm. boyutludur.

30.5 x 13 cm. boyutlu diğer parça halı da baklavalardan oluşan geometrik bir örnek göstermekte olup, aynı renklere ilave olarak az kırmızı vardır.

Bu parçanın ilgi çekici bir özelliği, Doğu Türkistan'dan gelen birçok erken halılarda da görüldüğü gibi, düğümlerin ters taraftan yapılmış olmasıdır ki bu belki halının kaymasını önlemek veya soğuğa karşı korunmak içindir.

Fustat' ta bulunan diğer küçük halı parçaları da, Abbasi devrine mal edilir. Bunlar arasında Kahire Arap Müzesi'nde bulunan kufi kitabeli iki parçadan biri, büyük bir ihtimalle 202 (817-818) tarihlidir. Kufi kitabeli üçüncü parça, Washington Textile Museum'dadır. İsveç koleksiyonunda bulunan diğer parçalarla birlikte Lamm tarafından yayınlanan bu halılar Abbasi Devri örnekleri olarak görülür. Bunlar Doğu Türkistan'da bulunan İslam öncesi halılar ve İspanya halıları gibi tek argaç üzerine düğümlü halılardır. Düğüm tekniği bakımından Doğu Türkistan'da bulunan parçalarla benzerlik, bunların Türk menşeine bağlılığına işaret edebilir. Fustat' ta bulunan diğer ilgi çekici parça'lar, New York Metropolitan Müzesi'ndedir. Bunlarda kırmızı zemin üzerine dantelli süsleme, üçgenler ve daireler şeridinden mavi, sarı, yeşil ve kahverengi bir örnekle koyu mavi zemin üzerine sarı kufi harflerden bir bordur vardır. Kufi harfler Abbasi parçalarından daha gelişmiş haldedir. Bunlar belki Tolunlular, Ahşitler veya Fatimiler devrine girer. Bu Fustat parçalarının Mısır veya Eyaletten (Irak, Mezopotamya) ithal işi mi olduğunu tayin zordur. Fakat her iki halde de Türkler ile ilgisi olduğu'nu kabul etmek gelişmeye göre akla yakın gelir.

Taberi, Belâzurf Ibn el-Fakih gibi tarihçiler ve islam kaynaklarına göre Ubeydullah bin Ziyad 674 yılında Buhara seferinden dönerken, beraberinde 2000 okçudan ibaret bir Türk grubu getirerek Basra'ya yerleştirmiş, Arap'larla karışmamaları için özel bir bölge ayrılmış, buraya Buhara' lılar Caddesi denilmiştir. Fakat Emeviler Devri'nde İslam Devleti hizmetinde çalışan Türkler' in sayıları çok az olmuş, bunlar da genellikle askeri maksatlarla kullanılmıştır. 746'da Horasan'da başlayan Abbasi ihtilal hareketi ile Emeviler' in yıkılması ve hilafet makamını Abbasiler' in ele geçirmesinde Türklerin rolü olduğu anlaşılmıştır. Ebu Müslim'in Horasan'daki faaliyetleri esnasında onun güvendiği adamlarından biri olan ve Ta-beri'de adı geçen Tarhan el Cemmâl adından anlaşılacağı gibi, aslen Türk'tür. Halife Mansur'un yuvarlak Bağdat şehri kurulduğu zaman, Horasan birlikleri için kışlalar yapıldı. Yakubiye göre Halifenin ikta verdiği önemli kumandanlardan biri Mübarek el Türki idi. Bağdat'ın kurulmasında görev alan diğer bir Türk, Taberi'de adı geçen Hammad el-Türki, Mansur'un yakın adamları arasında bulunuyordu. Abbasi'lerin ilk devirlerinden başlayarak Türklere itimad göstermeleri, İkd el Ferid'de kaydedilen bir rivayetten de anlaşılmaktadır. Buna göre Halife Harun el-Reşid, saray muhafızlarını Türklerden meydana getirmiştir.

Halife Memun, Bağdat'a gelip (819) yer'leştikten sonra, Türkler Hilâfet ordusu safları'na alınmıştır. İbn Hurdabih'e göre, Horasan''dan gönderilen 2000 kadar Oğuz Türkü (Guziya) arasında Memun'un kumandanlarından folun davardı. Sonraki yıllarda onun oğlu Ahmed Ibn Tolun, Mısır'da Tolunlular Devletini kurmuştur. Zamanla Halife Memun'un ordusunda Türklerin sayısı ve nüfuzu artarak, Türk kumandanlar halife yanında seferlere katılmış, isyanların bastırılmasına memur edilmişlerdir. Afşin, Aşnas ve Boğa el-Kebir bunlar arasında tanınmış Türk kumandanlarıdır.

Mutasım, Türk birliklerinin desteği ile halife olunca, Türkler, devletin idaresine hâkim olmuşlar ve böylece yarım asır süren "Samerra Devri" (838-883) başlamıştır. Çeşitli kaynak'lını incelenmesinden, bu zamanda Türk askerinin sayısı 25.000 oluyor ve bunlar aileleri ile birlikte, Yakut'a göre 70.000'i buluyordu. Samerra' nın kurulmasına sebep olan Türkler, şehrin en güzel yerlerinde aileleri ile oturuyorlardı. Afşin, Aşnas, Hâkân, Urtuc, Vasıf ve İhak gibi Türk kumandanlarına halife ayrı ayrı arazi tahsis edip, maiyetleri ile birlikte yerleşmelerini sağlamıştı. Böylece Emeviler' in başlangıcından itibaren askeri maksatlarla İslam Devleti bünyesin'de görevlendirilmeye başlanan Türkler, Abbasiler Devri'nde kumandanlık ve valilik gibi yük'sek mevkilere çıkmış, Halife Memun ve Mutasım ile devletin askeri kadrolarının sayıca ve nüfuz itibarı ile en kudretli unsurunu meydana getirmiştir. Kısa zamanda sayıları 30.000'e varan Türk birlikleri özel olarak ipekli elbiseler ve sırma kemerlerle göze çarpıyor ve bunlara geldikleri bölgenin beyleri veya asilzadeleri kumanda ediyor, asla yabancıların idaresine girmiyorlardı. Kendileri için kurulan Samerra'nın inşa faaliyetini de Türk kumandanları yürütüyordu. Samerra'da mimari gibi, hayat da Türklerin alıştığı şartlara uygun olup, onlar kendi eşyalarını ve çadırlarını da aileleri ile bir'likte getiriyorlardı. Bunlar arasında pek tabii halılar da bulunuyordu. Daha önce 7, yüzyılın son çeyreğinde ve 8. yüzyılda gelen Türkler, ilk defa halıyı iklim bakımından alışık olmayan ülkeye getirerek tanıtmışlardır. Sıcak çöl iklimi, aslında halıya hiç uygun gelmeyen ve daha önce bunu tanımayan insanların yaşadığı bir yerdir. Abbasiler 'den kalan ve Fustat 'ta bu'lunmuş halı parçalarının Türklerin bu bölgelere gelişinden sonraki tarihlere rastlaması da bunu açıkça belirtmektedir.

"Bin bir Gece Masallarında sözü edilen Uçan halı, o zamanlar Türkler tarafından getirilerek çok hayranlık uyandıran halıyı tanıdık'tan sonra ona böyle sihirli vasıflar verilmesi sonunda masallara konu edilmiştir.